Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Otantik Seri Girişimci: Sina Afra ile…

Markafoni... Girişimcilik Vakfı ve Undo Labs

Sina Afra kimdir?

Türk internet girişimcisi ve iş adamı olan Sina Afra, yaşantısının büyük bir bölümünü Avrupa’da geçirmiştir. Münster Üniversitesi’nden İşletme bölümünden mezun olduktan sonra danışmanlık şirketi KPMG ile iş hayatına başlamıştır. Daha sonra eBay bünyesine katılarak 3 yıl sonra eBay Türkiye (Gittigidiyor) Yönetim Kurulu üyeliği görevini yerine getirmiştir. 2008 yılında ise ortaklarıyla birlikte Türkiye’nin ilk özel alışveriş kulübü olarak Markafoni’yi kurmuştur. 25 kadar teknoloji ve internet şirketine melek yatırımcı olarak ortak olmuştur. Yatırımları Türkiye, ABD, Almanya, İngiltere ve Hollanda’dadır.

Sina Afra Markafoni satışından sonra Türkiye Girişimcilik Vakfı’nın kurmuştur ve Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmektedir. Vakfın amacı Türkiye’de girişimcilik kültürünü geliştirmek olup, her sene değişik üniversitelerden gençlere burs vermektir.


 

girisimcilik_vakfi_yonetim_kurulu_baskani_sina_afra_1

Sina Afra’nın blogunu takip etmenizi ve paylaşımlarını okumanızı tavsiye ederim. Sina Afra Blog . İyi bir girişimci, akıl hocası olmasının yanı sıra ayrıca iyi de bir bloggerdır bana göre. Şu anda yeni bir oluş içindeler. Açıkcası ilk duyduğumda bana epey garip gelmişti UNDO. Şimdi de her aşamasını takip ediyorum. Bakalım sizler ne düşüneceksiniz. Onca yoğunluğunun arasında bize zaman ayırarak röportajı gerçekleştirdiği için Sina Afra’ya tüm ModaHayat aile olarak teşekkür ediyoruz.

 

İş Dünyasında ya da özel hayatta çoğu kişinin bir akıl hocası vardır. Kimisinin babası, kimisinin öğretmenidir bu akıl hocası. Sizin akıl hocanız var mıydı? Varsa kimdi?

Rol modellerim her zaman değişmiştir. Akıl hocalarım maalesef çok olmadı.

 

Sizin de bir mentor olduğunuzu biliyorum. Mentorluk yaptığınız kişilere neler aşılamaya çalışırsınız?

Benim için en önemlisi deneyimlerimi paylaşmak. Bunun dışında mentorluk yaptığım kişilere her zaman şunu söylerim: Yaptığın işi seviyorsan o işte devam etmelisin.

 

Sürekli rol model değiştirmişsiniz. Son noktayı ise Elon Musk ile koymuşsunuz. Elon Musk’ı sizin için farklı ve değerli yapan nedir?

Hayatımın her döneminde ilham aldığım kişiler farklı oldu. Her gün yeni fikirler ve bilgilerle dünya görüşümü oluştururken ve bu süreçte sorumluluklarım da çeşitlenirken, doğal olarak rol modellerim de değişti, çoğaldı. Çocukluğumun rol modeli babamdı. Tabii o zaman “Babacığım, sen benim rol modelimsin” diye bir şey ifade edilmezdi. Üniversite zamanlarımda ise Boris Becker Wimbledon’u kazandığında, onu rol modeli olarak benimsemiştim. Fakat üniversite zamanlarımda “senin rol modelin kim?” diye sorsaydınız, kesinlikle öyle sıkıcı birşeyimin olmadığımı, sadece “beğendiğim” sanatçılar ve sporcuların olduğunu söylerdim. Açıkçası benim üniversite dünyamda rol modelleri için çok yer yoktu. Sadece bir sporcunun taa o zamanlardan bugüne kadar kalbimde özel bir yeri vardır: Muhammed Ali. Rol modelim değildi ama tarzıyla, hikayesiyle, yaptıklarıyla benim için her zaman bir numaradır. İş hayatına başladıktan sonra asıl rol modellerim ortaya çıkmaya başladı. Bunlar genelde çok başarılı CEO’lar oluyordu. Çok eskilerden bir Anthony Lee Iacocca diye bir Chrysler CEO’su vardı. Bunun dışında zaman içinde Jack Welch (General Electric) veya Herbert Henzler (McKinsey) gibi CEO’lar listeme girdi. Bugün dönüp baktığımda, o zaman içinde yaşadığım dünyanın eserleri olarak yorumluyorum.

eBay‘de çalışırken de eBay’in satın aldığı Skype şirketinin kurucusu Niklas Zennström renkli bir şekilde hayatıma girdi. Yaptıklarını ve özellikle neden yaptığını dinledikten sonra, hayatıma ilk defa bir girişimciyi rol modeli olarak benimsedim.

Elon Musk ise bugünlerde bana en çok ilham veren isimlerden. Kendisi Paypal kurucu ekibinden çıkmadır (Paypal mafya diye bilinir). Oradan kazandığı sermaye ile Tesla’yı (elektrikli araba), Space X’i (uzay yolculuğu ve servisleri) ve Solarcity’i (Güneş enerjisi) ayağa kaldırmıştır. Bu üç şirket de bana inanılmaz düzeyde heyecan veren girişimlerdir. Zaten ilk başta Paypal’dan sonra bir değil üç tane başarılı ve sıradışı girişim ile sahalara geri döndüğü için gıpta ederek kendisini izlemiştim. Ondan sonra mütevazi duruşu, yaptığı işlerdeki başarısı ve akıllı yorumları ile ciddi bir rol modeli oldu. Paypal sonrası her akşamını yüzme havuzunda viski içerek ve yavaştan kilo alarak da geçirebilirdi ve tabii ki buna kimsenin diyecek bir lafı olamazdı ama böylesi eminim onu çok daha genç ve zinde tutuyordur. Bir de farkında olmadan ilham verdiği insanlar onun sayesinde yeni ufuklara açılıyorlar.

 

Başarısız olmak nedir? Başarısızlık insanlığın geneli tarafından “kötü” olarak tanımlanıyor elbet. Başarısızlıktan sonra gelen süreçte mental olarak çöküntüye uğrayan insanlar oldukça fazla. Bu çöküntünün aksine, başarısızlığı kendi lehimize nasıl kullanabiliriz?

Bir başarıdan bir satır, bir başarısızlıktan bir kitap öğrenebiliriz. Hepimizin hayatında kaybettiğimiz anlar veya başarısızlıklar vardır. Kaybetmek hayatın bir doğal bir parçası ama “param yok” demekle “fakirim” demek arasında büyük farklar vardır. Kaybedince bundan ders çıkarmayı ve yeniden ayağa kalkıp, devam etmeyi bilmemiz gerekiyor.

Kaybedenler de kazananlar gibi ortak özelliklere sahiptir. Bazıları kaybederken başkalarına zarar verir. Bazıları ise sadece kendine. Bazıları büyük kaybeder, bazıları her gün ufak kaybeder. Bazıları kaybettiğini bilmez, bazıları bunun çok farkındadır. Bazıları kaybetmeyi bir tutku, hatta bir bağımlılık haline getirir.

Başarısızlığı kendi lehimize kullanmak için başarısızlıkların ortak dinamiklerinden uzak durmalıyız. Bunlardan ilki irade gücünün zayıf olması. Hedeflerinize ulaşmak için gerekeni yapmıyorsanız, iradeniz yeterince kuvvetli değilse, kaybetmeye mahkumsunuz. Kendinizi bu ataletin pençesine bırakmamanız gerekiyor. İkincisi ise başarısızlığı şansa veya dış faktörlere bağlamak. Bir şeyi başaramamışsak hayıflanmak ve başka kişileri, durumları suçlamak yerine kendimizi dürüstçe sorgulamalıyız. Kurnazlığa yatmak ise en yaygın olanlarından çünkü kurnazlığa yatmak, işini en doğru ve en verimli biçimde nasıl yapacağına kafa yormak yerine, kısa yoldan ilerlemek oluyor. Bilgi açığınızı kurnazlıkla kapatıyorsunuz, beceri yetmezliğinizi ise kabadayılıkla kapatıyorsunuz. Başarısızlığı lehimize çevirmek için uzak durmamız gereken dördüncü dinamik ise, başarılı olma korkumuzu yenmek. Başarısız insanlar başarılı olmaktan korkarlar ve çevrelerindekileri de aşağı çekerler. Buna izin vermemek gerekir. Son olarak başarı hakkındaki bildiğimiz tüm yanlış şeyleri unutmalıyız çünkü başarılı insanlar başarılarının sırrını çok iyi bilirler. İşin kötü tarafı, başarısız insanlar da başarının sırrını çok iyi bildiklerini düşünürler. Aradaki fark, başarısız insanlar bunu yanlış bilir ve kendilerini geliştirmeye kapatırlar. Başarı herkesin fikir sahibi olduğu ama çok az insanın bilgi sahibi olduğu bir alandır. Başarısızların başarılı olması için başarı hakkında bildiklerinin bir bölümünü unutmaları gerekmektedir.

Öğrencilik hayatınızda bir girişim maceranız oldu mu? Varsa bahsedebilir misiniz?

Öğrencilik yıllarında girişim maceram olmadı çünkü hayatım boyunca “kendi işini” yapma kültüründe büyütülmedim, yaşamadım, hatta hiç düşünmedim. Ta ki hayatım internet ile kesişene kadar. Aslında ben girişimcilik dünyasına geç adım atanlardanım. Markafoni’yi kurmamla birlikte girişimcilik dünyasına girmiş oldum. İlk girişimim Markafoni’ydi. “Keşke girişimciliğe 20 yaşımdayken başlasaydım” diye kendi kendime hayıflanmışımdır. Aynı deneyimi en azından başka genç insanların yaşamaması, 40 yaşında girişimci olmak yerine girişimciliğe istediği zaman adım atması umuduyla, Türkiye Girişimcilik Vakfı’nı beni destekleyen mütevelli heyet üyelerimiz ile birlikte kurma kararı aldım.

 

Üniversitenin girişimcilik ruhunu aşılamak için çok geç olduğunu düşünüyor musunuz?

Kesinlikle hayır. Hatta tam da yeri ve doğru zamanı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle Girişimcilik Vakfı’nı kurma kararı aldım. Türkiye’deki mevcut yapı hâlihazırda girişimci olmaya karar vermiş kişilere yönelik hızlandırma programlarından ve sonrasındaki desteklerden oluşuyor. Oysa girişimcilik kültürünü geliştirmek için önce altyapı oluşturmanız, bizim Girişimcilik Vakfı ile yapmaya çalıştığımız gibi, buna temelden başlamanız gerekir. Burada en doğru başlangıç noktası da üniversitelerdir. Üniversiteler, girişimcilik için doğru inkübasyon alanlarını oluşturuyor. Çünkü gençler, bu yaş aralıklarında ve üniversite ortamında risk almaya, farklı ve yeni şeyler öğrenmeye, en önemlisi de ilham almaya çok daha açıklar.

 

Markafoni’nin gelişim sürecinde insanların (müşteri) e-ticaret konusundaki güvenini nasıl kazandınız?

Markafoni’nin kurulmasını takiben, ilk olmamızın verdiği bir dinamikle marka son derece hızlı bir şekilde ağızdan ağıza yayıldı. Markafoni’nin kurgusunu arkadaşlarımız kendi arkadaşlarına anlatıyordu. Bu sayede ilk bir milyon üyemiz, pazarlama desteği olmadan aramıza katılmıştı. Süreçten memnun kalan müşteriler de, Markafoni’yi arkadaşlarına anlatıyordu ve biz de onları yeni müşteriler olarak aramıza katıyorduk.

 

Hiç bu kadar büyümeyi hayal ettiniz mi?

Her zaman hayallerimizi yeniledik. Tabii ki en başta en büyük e-ticaret sitelerinden biri olacağımızı ve özellikle bu kadar hızlı yayılacağımızı tahmin etmiyorduk. Türkiye dışına açılan ilk e-ticaret sitesi olacağımızı da hayal etmiyorduk. 2,5 sene gibi hızlı bir sürede “exit” yapacağını da düşünmüyorduk. Gelişmeler doğrultusunda hayallerimiz de büyüdü.

 

Şirket yönetiminde başarınızı tetikleyen 3 ana faktör nedir?

Şirket yönetiminin bir orkestrayı yönetmeye benzediğine inanırım. İyi elemanları seçtikten sonra, kendi alanlarında inisiyatifi onlara bırakmak lazım. Yanlışları olunca, buna beraber katlanmak gerekiyor. Böylece herkes kendini geliştiriyor. Zamanla güzel bir takım ruhu oluşuyor.

 

İyi bir ekip sizce nedir? Siz nasıl oluşturdunuz?

Sizin için çalışacak insanları seçmek, bir girişimin veya bir şirketin en önemli süreçlerinden biri. Burada değişmeyen bir kural var: İyi birini seçerseniz, o kendi ekibini oluştururken yine iyi birilerini getiriyor. Veya daha önce beraber çalıştığınız ve iyi iş çıkarttığınız kişilerle aynı şekilde devam etme ihtimaliniz çok yüksek oluyor.

Bana göre iyi bir ekibin özellikleri şöyle: Mutlaka bir kişinin iyi bir hikaye anlatıcısı olması gerekiyor. Tasarımcılar da soyut fikirleri somutlaştırmak ve yaratıcılığın sınırlarını zorlamak için gerekli. Geliştiriciler ise, gerek yazılımları gerek fikirleri bir üst düzeye taşıyabiliyor. Aranızda bir de “sihirbaz” olması iyi olacaktır; size imkansızın aşılabileceğini her fırsatta göstermesi ve eldeki malzemeyi dönüştürecek yetkinliğe sahip olması açısından. “Stabilizer” olarak tanımladığım kişi de, ekibi yeri geldiğinde dengeleyecek, yavaşlamanız gerektiğinde bu ihtiyacı hissedecek kişidir. Bir de ekipte mücadeleci ve savaşçı ruha sahip birini barındırmalısınız. Pes etmemek ve inancınızı güçlendirmek için… Ekibinizdeki “kaşif” ise, yenilikçiliğinizin anahtarı, geleceğin izindeki kişi olacaktır. “Dreamer” olarak tanımladığım kişi de, hayal kurmayı unuttuğumuz dönemlerde, bizi motive edecek ve girişimciliğin olmazsa olmazı olan büyük düşünüp küçük adımlar atmamız gerektiğini hatırlatacak kişidir. Ekibinizde bir de mentor olmalı; yani bir akıl hocanız ve zorlu süreçlerde danışmanlık alabileceğiniz biri. Son olarak iyi bir ekibin üyesi de doğru insanları işe alabilen kişidir.

Her projede aynı ana ekiple mi çalışıyorsunuz?

Hayır, her projede farklı ekiplerle çalışıyorum; konular ve uzmanlık alanları değişiyor.

 

Siz hedeflerinizi nasıl koyuyorsunuz?  Kısa vadeli mi, uzun vadeli mi?

Benim kısa vadeli hiçbir hedefim yok diyebilirim. Hepsi sürdürülebilir, uzun vadeli hedefler. Hedefi bildikten sonra yolu bulmak daha kolay.

 

Ofis dizaynı çalışanlardan aldığınız verimi nasıl etkiler?

Güzel bir ofisin çalışanlara verilen değeri gösterdiğine inanırım. İyi ve kullanışlı bir ortamın, insanların daha iyi çalışmasını sağladığına inanırım. Ufak detaylarla bile uğraşmayı severim.

 

Bir markayı büyütüp satmak nasıl bir his?

Bir markayı büyütüp satmak tabii ki çok güzel bir başarı. Ama nasıl bir süre zarfında satıldığına da bakmak gerekiyor. Markafoni için bu süre 2,5 seneydi ve bu kısa zamanda Türkiye’deki en büyük teknoloji satışlarından biri olmuştu. Benim asıl gurur duyduğum nokta bu.

 

Girişimcilik Vakfı’nın da kurucususunuz. Fellow Programı’yla gençlere farkındalık yaratmayı ve iş hayatında erken yaşta aktif rol almalarına imkân tanıyorsunuz. Fellow Programı’na aradığınız kişilerde istediğiniz temel özellikler nelerdir?

Biz “dünyayı değiştireceğine” inanan gençleri bulmak istiyoruz. Daha çok özgüvenli, ne istediğini bilen, ileri görüşlü, uzun vadeli plan yapan, fikrine inanan ve savunan bir profilden bahsedebiliriz. Fakat bunu genellememek gerektiğine inanıyorum çünkü Girişimcilik Vakfı ile girişimcilik kültürünü aşılamayı ve  gençlerin ilham almalarını sağlamayı amaçlıyoruz. Hatta gençlerin içindeki bu potansiyel vasıfları ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Her bireyin içinde böyle bir ruh veya vasıf olabilir. Bizim hedefimiz, girişimcilik ve liderlik açısından en yatkın ve en yetenekli gençleri bulmak.

Bunun dışında Fellow Programı başvurularında belirlediğimiz bazı kriterlerimiz ve başvuru süreçlerimiz var. Programımız, 17-24 yaşında, T.C. vatandaşı olan, Türkiye’de ikamet eden, Türkiye’de bir üniversiteye girmeye hak kazanmış ve kayıt yaptırmış olan ve hâlihazırda üniversitelerin 1, 2, 3 ve 4. sınıflarında okuyan tüm üniversite öğrencilerine açık. Bu kriterlere sahip olan ve sitemizde belirttiğimiz tüm aşamaları başarıyla tamamlayan üniversite öğrencileri vakfımızın fellow’larından biri oluyor.

girisimcilik_vakfi_YKB_sina_afra

Girişimcilik Vakfı

Türkiye’de yapmayı hayal ettiğiniz bir Girişimcilik etkinliği var mı?

Her yıl tekrarlanan ve insanların bir yıl öncesinden takvimlerinde işaretledikleri, uluslararası düzeyde gerçekleşecek bir girişimcilik kongresi.

 

Yarattığınız yeni marka UNDO’nun çıkış hikâyesi nedir? Ve Türkiye pazarına ne zaman girecek?

Türkiye aslında çok önemli bir ayakkabı bağcığı üreticisi, fakat bugüne kadar bu potansiyel ortaya çıkmamış ve değerlendirilmemiş. Dünya çapında da sadece ayakkabı bağına odaklanan bir marka henüz yok. Dolayısıyla biz de İstanbul merkezli tasarım stüdyosu “UNDO Labs” ile birlikte bunu bir fırsat olarak gördük ve Türkiye’nin üretim potansiyelini markalaştırmak üzere yatırımlarımızı bu yönde gerçekleştirdik. Bunun için dünyanın önde gelen bağış sitesi Kickstarter üzerinden bir bağış kampanyası başlattık. Altı farklı renk ve 10 bin adet üretimle piyasaya süreceğimiz bağcıkları 15 dolara satmayı planlıyoruz. UNDO Labs’ın bu ürününü, ileride diğer endüstrileri hedefleyecek yeni aksesuarlar da takip edecek.

UNDO’nun çıkış noktalarından biri de ayakkabı endüstrisinin yarattığı ekolojik tahribatı elimizden geldiğince azaltmak. Çünkü bildiğiniz gibi ayakkabı üretmek endüstriyel bir süreç ve ayakkabının parçalarının hazırlanmasından mağazalara ulaştırılmasına kadar müthiş bir karbon salımı yaratıyor. Tek bir ayakkabının karbon emisyonunun yaklaşık 14 kg. olduğunu hesap ettiğimizde ayakkabının giydiğimiz kıyafetler ve aksesuarlar arasında en yüksek karbon salımı yapan ürün olduğunu anlayabiliriz. Siz UNDO bağcığını aldığınızdaysa, biz sizin adınıza aldığımız karbon ofset kredisi ile yeryüzüne verilen bir ayakkabılık karbon zararını kapatıyoruz. İsmimizin de açıkça dile getirdiği gibi, doğaya yönelik bu tahribatı ‘geri alıyoruz’ (UNDO).

Türkiye pazarına giriş ise ABD pazarından sonra olacak. Şu an için bir acelemiz yok.

Undo Labs 

Ve son olarak, Siz Sina Afra olarak “ben, şahsen, bizzat kendim şöyleyim” i nasıl tanımlarsınız. 

Üslubu yumuşak, içeriği sert biriyim sanırım.

 

Bu güzel röportaj için tekrar ModaHayat ailesi adına Sina Afra’ya teşekkürlerimi sunuyorum.

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazar: Sinan Odak

MEF University-Economics /
Istanbul Gelisim University-Civil Aviation Management /
Figure Skating Coach /
Founder of StartupMEF /
Founder of ModaHayat

67 posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir