Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Zamanda Yolculuğa Ne Dersiniz?

Şöyle 1800 lerin sonuna gitmek, sonra biraz 1920 lere uğramak, sonra birden bire 1960 ların ruhunu hissetmek?
Yanınızdan bir anda üstü açık arabasında fularıyla Grace Kelly geçse, size o en güzel gülümsemesiyle baksa.. Tam siz onu hayran hayran izlerken diğer yanınızdan geçen arabada Audrey Hepburn’u görseniz. Oysaki aklınızda, karşı kaldırımda park etmiş arabasından inen Marilyn Monroe’nun yanına gitmek varken, olacak iş mi bunlar?

IMG_0483

Peki ya daha bu starlar doğmadan öncesine gitmek? 1886 yılında üretilen tarihteki ilk otomobili görmek ister misiniz ya da 1885 üretimi ilk motosiklete dakikalarca bakakalmak?

Öyle bir mekan ki burası, insan içinde gezerken binlerce şeyi sorguluyor. 1930-1970 arası dünyadaki en güzel otomobil tasarımlarının yapıldığına şahit oluyor. Her birinin birbirinden çok farklı ve özgün olduklarını, her bir farın, dikiz aynasının hatta araba kapısının bile içinde sanat barındırdığı gözlemliyor.

Biz kendisini teknolojik çağın çocukları olarak adlandıran nesil, bu müzeyi gezince aslında tarihin en şanssız çocukları olduğumuzu anlıyoruz. Yıllar sonra 2000’lere bir isim verilecekse, bu kesinlikle seri üretim çağı olacak. Seri üretilmiş arabalar, seri üretilmiş giysiler, seri üretilmiş ayakkabılar, seri bulunan aşklar, seri tüketilen sevdalar, seri yaşanıp bitirilen dostluklar ve nihayetinde seri tüketilen hayatlar.

IMG_0442

KEY Museum, Torbalı-İzmir’de. Yolu İzmir’e, Kuşadasına, Selçuk’a düşenler, hayatınızdan 1 gün ayırın, mutlaka bu müzeye gidin ve burada hayatınızın frenine basın. Zamanı durdurun. Buradaki ruhu koklayın. Sanata dokunun. Dünyanın bir ucunda, yıllar önce sadece 20 adet üretilmiş o özel araçları görün, onların yanlarından geçin. Onları üreten elleri düşünün, onların tasarımlarını yapan insanların yaşamlarını düşleyin.

Seri üretilen herşeyden bir gün olsun uzaklaşın. Yavaş yavaş, emekle tasarlanmış, emekle üretilmiş, bu dünya şaheserlerine dokunun

IMG_0475

Yavaşça gezin bu müzeyi, müzeden çıkınca da, yavaşça yaşamaya başlayın. Direnebildiğiniz kadar direnin çabuk tükettiğiniz herşeye. Yavaşça ve özenle pişirilmiş yemekler bulun onları tadın, zamanla sindire sindire yaşayacağınız arkadaşlıklar kurun. Ve de en önemlisi öyle bir aşk yaşayın ki, en sadesinden ve en sakininden.. Karşınızdakini sıkmadan, birşeyleri telaşa getirmeden, birşeylerin üzerine titreyerek, masumiyeti kaybettirmeden, ve yıllarca sürecek şekilde sevin. Elini tutmak için günlerce bekleyin, onu öpebilmek içinse aylarca..

Yavaşça yaşayın, usulca sevin…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir